|
Teoman Fan |
Administrator
Karma: 267
|
|
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 764
Teoman Şarkılarını Seviyorum
|
billboard mart 2008 - kasting “Kral Salomon’un Bunalımı”nda Jeannot der ki; “Biliyor musunuz ben hiç kendime benzemem, kötü gösteririm işte”. Ama özenir de kendine benzemeye...
Nedir “Kendine benzemek”? Hayatın, doğanın veya tanrının doğru yaptığı kastingtir.
Bilgi Üniversitesi’nde bir resim sergisinde, 20. yüzyılın unutulmayan portreleri; bir sürü yüz ve bir çoğu da kendine benziyor.
İşte kalp doğrucusu Tennessee Williams... Blanche DuBois gibi diyor ki resmiyle bize; “Ben gerçeği değil, gerçek olması gerekeni söylüyorum.” Tam bir yalancı...
Alın size Evita Peron... Milyonların ona niye inandığı, niye sevdiği belli. O da elinden geleni yapıyor kendi resmini tamamlamak için ve daha 33 yaşında ölmeyi ihmal etmiyor.
Gorki; kızgın ve üzgün suratıyla fotoğraf makinesine bakıyor. “Hiçbir şeyle barışmam ki rejimlerle barışayım” diyen surat bu. Gorki (ki Rusça’da, acı anlamına gelir) soyadını kendi seçen biri olarak, kendine benzeme isteğinde yeterince ileri gitmiş zaten.
Kafka, tabii ki Kafka. Çok zeki ve farkında görünüyor. Ve de her “farkındalık” gibi şüphe uyandırıyor. Acaba öldükten sonra yazdıklarının yakılmasını isterken olacakları biliyor muydu?
Neruda’ya geldik. Hiç Neruda’ya benzemiyor. Daha zayıf olması ve daha genç ölmesi gerekirdi. Pinochet darbesi bir şair için güzel bir ölüm zamanlaması, ama aşk şiirleri 70 yaşı kaldırmıyor. Lorca’nın vücudunu ödünç almamalıydı.
Orson Welles... O da hemen hemen aynı nedenlerle Orson Welles’e benzemiyor. Bir kasting hatası daha; piknik olmaması lazımdı. Uyumsuz deha, imajolojide kilo fazlasına izin verilmiyor. O da George Orwell veya Foucault’ya benzemeliydi.
Ve ayrı zamanlarda iki çift; ilkinde Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir yan yana yürüyorlar. İkincisinde ise Joan Baez ve Bob Dylan.
Kadınlar yüzünden, resmin gösterdiği kişiler erkekler oluyor. Sartre dudakları arasında sigarası ve boş elleriyleyken, Beauvoir da, Baez da, kendilerinin yıllar boyu sürecek “ikinci cins”liklerinin baş sorumluları.
Ve benzemeyenlerde bir şey göze çarpıyor; yakışıklılığın-güzelliğin mükemmel özrü...
Örneğin Jack Kerouac hiç kendine benzemiyor, ama bu onun imgesini azaltmıyor, “fazla yakışıklı Camus” gibi. (Camus, yine Camus).
Benzememe örnekleri pek fazla değil. Bunuel, Günter Grass, Fellini, Faulkner en azından kendilerini andırıyorlar.
Mastroianni, yakışıklı-kendine benzerlerin ideal örneği: Fellini’nin, onun yakışıklı suratını tanımasına bakın, Dolce Vita’yı teklif ederken; “tam da senin gibi bir yüze ihtiyacım var; vasat, pek de karakterli değil.”
Bu sözü “hakaretin de böylesi” diye düşünmemek lazım, Mastroianni söz konusuysa... Fellini’nin, Sophia Lauren, Faye Dunaway, Catherine Deneuve gibi yüzlercesiyle ilişkisi olan rahat, gevşek ve yakışıklı alter-egosu o.
|