nedense aşka, sevgiye bir türlü inanamıyorum..hepsi cok sahte geliyor..
Ürkütücü, dikenli buna karşın altın görünümlü bir zincirin halkalarından oluşur. Kırılmalar, sarsılmalar, kaymalar, çatlaklar, titreşimler, çöküşler, çarpışmalar, düşüşler, kararmalar, eksilmeler, sarsıntılar, körelmeler, bölünmeler, ıssızlıklar, sessizlikler, patlamalar, dağılmalar, dökülmeler, kuşatılmalar, eğriler, zigzaglar, sapmalar, kopmalar, yuvarlanmalar, çırpınmalar, yapışmalar, ayrılmalar… Halkalar halkalar! Önce, bu dünyanın o en karmaşık sevdasını birkaç dakikalığına belleğimizden atalım mı? İnsanın ilk hallerinden birisidir çocukluk! Ve onlar birbirlerini anlamazlar. Ancak zaman denen uçan halı dalgalandıkça sıkıntılarını halleder. Bu sorun, çocuk ergenliğe ulaştığında çözülmüş gibi algılanır sanki. Yine de insanlar, geniş anlamda birbirlerine ulaşamazlar, anlaşamazlar. Net biçimde anlayamaz ve anlaşılmazlar. Herkes birbiri için ne kadar gerçektir, kimse bilemez. Dünyada kaç lisan varsa tümünün, bir yenisine daha gereksinimi olduğu her zaman akla gelir. Herkesin anlayacağı; kediden bebeğe, köpekten çocuğa, yetişkinden erişkine, Eskimo’dan Aborjin’e dek. Evrenin en kültürel eksiği bir; evet yalnızca bir lisan olabilir belki de! Direkt bir anlaşma yolu. Bir yeryüzü dili! Belki de böylesi tüm dünyaya bir uyum getirecektir. Hepsi bu! İşte evrenin en eski macerası olan aşkta da gerçeklik arayışı vardır. Sevgililer, birbirleri için ne kadar gerçek olduklarını bilemezler. Bu yüzden aşkın içinde ‘gizem’ de diyebileceğimiz ‘tatlı / sert’ ve ‘hain / haşin’ oyunlar vardır. Örneğin; bir sporcuya hayran olan genç kadın, bu duygusunu sevgilisiyle “O’nunla tek beden olduğumu hissediyorum sık sık!” diye paylaşır. Delikanlı kıskandığını belli etmemek için “A ne güzel! Üç kişi oldun böylece!” der demez, genç kız kafasındaki şeytan uçurtmasına taklayı attırıverir: -“ İyi de, biraz kalabalık olduk; ne dersin?” Görüldüğü gibi; aşkta herşey bir milimetrelik cam inceliğindedir. En küçük bir basınçta; şangıırrr! Her yerini kesebilirsin. Bu işte, sıraya girip bir süre iyice yıprandıktan sonra, reddedilme riski hep bulunur. Yılmayacaksın.
TATLI SERT VE DE HAİN HAŞİN OYUNLAR
DEVAM edelim! Hani, mutlu olduklarını sanan çiftler vardır ya. İç sesleriyle bunun bilincinde olduklarını kendilerine kanıtladıktan birbirlerine bol yalan söylerler. Ne kadar yalan, o kadar mutluluk! Gülmeyin, çok denenmiştir. Devam! Bazı “aşk”ların rotasında, özellikle erkeklerde görülebilen “seviyormuş gibi yapmak” vardır. Bir şekilde yakalandıklarında da “onunla yüzleşecek kadar güçlü değilim” deyip tüyerler. Ve artık yapacakları şey, yeni bir “O” arayışına girmektir. Aşktaki tavırlar çok ilginç bir albüm oluşturabilir aslında. Yine örneğin; “Aşık oldum” diyerek karşılarına çıkan ‘sevgili’ye kendisini rahatça teslim edebilenler, günü geldiğinde de hiç bir şey olmamış gibi kaçarlar. Bu nasıl bir ruh haritasıdır, değil mi? Sürdürelim!... Aşkın yaşam öyküsünde, ilişki ilerledikçe ortaya çıkan belirtiler “zaman öncesindeki tahminler”i bir bir elemeye başlar. İşte bu süreçte çift; el yordamıyla birbirlerinin ne kadar gerçek olduğunu anlamaya çalışır. Aşk, tek başına oynanacak bir oyun olmadığından her bir sevdalı, her bir aşk süresince, “A’dan Z’ye bir insan” tanıdığını hiç farkında olmadan öğrenir. Ama bu “tanımak” karşısındakinin “gerçek sevgili” olması anlamına gelen bir ipucu değildir. Ara sıra da aşk, olumlu anlamda kontrolden çıkıp pembe zigzaglar çizmeye başlar. “Başımı döndürüyorsun! Seni sevmek de ne demek; kuduruyorum, çıldırıyorum, kopuyorum, deliriyorum!” moduna ayarlı, o ‘bal’ı bile kıskandıran süreç! Anlarsınız ya! İşte filmin bu karelerinde çizgi üstü davranışlar ve karşılıklı verilen pahalı armağanlar, içten bir ilişki için fazla gelebilir. Bu durumda da karşıdaki sevgilinin sanki minnet boyutları araştırılıyormuş gibi bir toz bulutu kalkar havaya. Bu da aşırı iyi niyete karşın “aşk ilan eden o romantik gitar”ın tellerini bir anda gerip akordunu bozabilir. Haydi, biraz daha karıştıralım işi… Hanımların ya da genç kızların genlerindeki geleneksel duygusallık; onların çabuk incinmelerine yol açar. Ancak kaderde yine, hayata bakıp, umuda sıkıca sarılmak vardır. O da ne yapsın; bir pastanede oturup “A! İşte bu adam! Senin yeniden sevebilme fırsatın; kızım. Hadi bakalım!” der ve girişir. İlişkinin finalinde söylenmesi tasarlanan anahtar sözcükler ‘Artık evime seninle birlikte gelmek istiyorum’ biçiminde sıralanır. Bu nedir? Tabii ki zarif bir evlenme teklifi. Bir de, çiftlerin bazılarında kadın ya da erkek; biraz kibirli takılırlar. Nasıl mı; şöyle: -“Evet! Artık benden hoşlanmanı istediğime karar verdim!...” Gıcık! Bu da değil tabii!
TAMAM DA, YA YALNIZ KALAMAZSAM BİR DAHA? AMAN TANRIM!
SONRAA! İlişki sürerken -yani şu bizim ünlü aşk- ve saflar birbirine iyice yaklaşmışken “sözde mutlu son kokuları” gelmeye başlar. Örneğin iki çift dudak arasında şöyle konuşmalar mekik dokur : -“Canııım! Hep benim yanımda ol sevgilim!” –“Ahhh! O da ne demek; ben hep oradaydım hayatım! Senin farketmediğin zamanlarda bile!” Bir de… Evet, bir de bazı duygular öne geçmeye başlar ki; bunlar iç çözümler gerektirir ve kişiyi bağlar. Şöyle; iç özgürlüğüne düşkünse sevdalılardan birisi, bir konuda panikleyebilir. Nedir? Birden “yalnız kalamama” korkusu tarafından kuşatılmıştır. İşte bunlar da aşkın tekerlekleri, bozuk yollardan geçerken, sevgilililerin üzerine sıçrayan çamurlardır. Eğer çift bazı durumlarda kaygı duyarsa, ölçüyü aşmamak koşuluyla bu duygu, “yapıcı” olabilir. Söz aramızda; aşk engelleri yalnızca filmlerde aşar. Tabii yönetmen isterse. Biraz daha takılalım konuya! Bazı ilişkilerde de durum birden “degrade” bir geçiş yaparak birisinin; diğerinin istekleriyle boğuşması biçimine dönüşür. Herşeyden şikayet etmeler falan başlarsa o birliktelik, çaktırmadan aşkın bile önüne geçer. Arkadan “hayır” lar gelir ki; “hayır” demek aslında bir sanattır. Hele bir aşkta. İşte bunu da herkes pek beceremez. Ayar ya da nabız sevdalıların ellerinden kaçınca, bu kez aşk; ‘İnsan Davranışları Dersi”ne ya da ‘Akıl Okuma Gösterisi’ne dönüşür. Ki, taraflar bu ortamda da oksijensiz kalabilir. Artık iş ciddiye binmiş, birbirlerinin gerçek sevgili olduklarına inanmışlardır. Ancak sadece ısırdıkları pasta dilimleri değil, hayatları da ikiye bölünecektir artık. “Kim benim kalbimi ele geçirirse kurtarıcım da odur” demenin faturası da budur ama. Al sana aşk! Kaybeden de olacaktır kazanan da. Ancak bir gerçek var ki “o da hiçbir aşkın gerçek sevgililere kısmet olmayacağı!” En azından onlar birbirleri için ne kadar sevgilidirler! Bunu da dünya yüzünde yine hiç bir sevgili bilemeyecek. En azından, hayallerdeki o ortak lisan bulunana kadar. Ya da sevdiğinize değer verip birbirinize sorumlu davranıyorsanız… Kimbilir, belki de budur aşk! Gerçekten…
Her forum doğar, büyür, gelişir ve ölür!
nedense aşka, sevgiye bir türlü inanamıyorum..hepsi cok sahte geliyor..
.. Issızlık Kapıyı Çaldı, Açmaya Korktum Gece Yarısı ..
Şehir Uykuya Daldı, Baktım Dışarıya .. Katran Karası .! ..