Endositozda enerji harcanır mı ?

Rocking

Global Mod
Global Mod
Endositozda Enerji Harcanır mı? Hücrenin “Ben Bunu İçeri Alırım” Operasyonu

Hücrenin dışından bakınca olay son derece basit görünüyor: Bir madde dışarıda duruyor, hücre onu beğeniyor ve “buyurun içeri” diyerek kapıyı açıyor. Fakat biyoloji burada biraz daha farklı çalışıyor. Hücre zarı öyle kafasına göre açılıp kapanan otomatik bir kapı değil. Hele içeri alınacak şey kocaman bir molekül, parçacık ya da başka bir hücreyse, işler bir anda güvenlik operasyonuna dönüşüyor.

Tam bu noktada akla gelen soru şu:

Endositozda enerji harcanır mı?

Kısa cevap: Evet, endositoz enerji gerektiren aktif bir taşıma sürecidir. Ancak olay yalnızca “ATP harcanır ve madde içeri girer” kadar basit değildir. Hücre zarının şeklinin değiştirilmesi, vezikül oluşturulması, zarın koparak içeride bir kesecik hâline gelmesi ve bu keseciğin hücre içinde taşınması gibi birçok aşamada hücresel enerji ve moleküler makineler görev yapar. OpenStax+1

İşin ilginç tarafı da burada başlıyor.

Endositoz Nedir? Hücrenin Paket Servisi

Endositoz, hücrenin dış ortamdan büyük molekülleri, sıvıları veya parçacıkları hücre içine almasını sağlayan mekanizmalardan biridir. Hücre zarı hedef maddenin çevresinde içeri doğru kıvrılır. Ardından bu bölge bir kesecik, yani vezikül oluşturacak şekilde hücre zarından ayrılır ve madde hücrenin içine alınır. OpenStax+1

Bunu küçük bir paket teslim alma sistemi gibi düşünebiliriz.

Kargo geldiğinde hücre:

“Bu benim mi?”

diye kontrol ediyor.

Sonra:

“Evet, bunu içeri alalım.”

diyor.

Fakat burada apartman kapısını açmak yetmiyor. Hücrenin kendi zarından yeni bir yapı oluşturması gerekiyor. Yani hücre adeta kendi kapısının bir bölümünü katlayıp paketleme poşetine dönüştürüyor.

Bu nedenle endositoz, basit difüzyondan oldukça farklıdır.

Difüzyonda moleküller uygun koşullarda enerji harcamadan hareket edebilir. Endositozda ise hücre zarının fiziksel olarak şekil değiştirmesi ve vezikül oluşturması söz konusudur. Bu nedenle enerji gerektiren aktif bir süreç olarak değerlendirilir. OpenStax+1

Peki Hücre Enerjiyi Tam Olarak Nerede Harcıyor?

Burada “ATP kullanılıyor” deyip geçmek biraz haksızlık olur. Çünkü endositozun arkasında ciddi bir moleküler organizasyon bulunur.

Örneğin reseptör aracılı endositoz sırasında hücre, belirli molekülleri seçici biçimde toplar. Hücre zarında bazı reseptörler hedef moleküllere bağlanır. Ardından zarın ilgili bölgesinde proteinlerin oluşturduğu bir yapı meydana gelir ve zar içeri doğru kıvrılır.

Özellikle klatrin aracılı endositozda zarın bükülmesi, çukurlaşması ve sonunda vezikülün ayrılması için çok sayıda moleküler bileşen birlikte çalışır. Araştırmalar, bu süreçte ATP'nin yanı sıra GTP kullanan proteinlerin ve hücre iskeleti bileşenlerinin de rol oynayabildiğini göstermektedir. PubMed Central (PMC)+1

Yani hücredeki enerji kullanımı tek bir “ATP düğmesi” gibi düşünülmemeli.

Daha çok şöyle:

ATP + GTP + proteinler + hücre iskeleti + zarın fiziksel özellikleri = kontrollü endositoz

Üstelik zarın bükülmesi kendiliğinden tamamen ücretsiz bir olay değildir. Hücre zarı düz bir yüzeyden kıvrımlı bir yapıya dönüştürülürken fiziksel enerji engellerinin aşılması gerekir. Klatrin aracılı endositozun mekanik yönünü inceleyen çalışmalar, zarın bükülmesi ve vezikülün kopması sırasında önemli enerji bariyerleri bulunduğunu ortaya koymaktadır. PubMed Central (PMC)

Erkek Karakterimiz “Planı Çıkaralım” Diyor, Kadın Karakterimiz “Önce Ne Alacağımıza Bakalım” Diyor

Forumlarda biyoloji konuşulurken bazen “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” tarzı genellemeler havada uçuşuyor. Burada bunu biraz daha eğlenceli ama klişeye düşmeden ele alalım.

Farz edelim ki laboratuvarda iki araştırmacı endositozu izliyor.

Mert, stratejik düşünmeyi seven, sürekli şema çizen biri olsun. Hücre zarındaki değişiklikleri görünce:

“Tamam, önce hedef molekül reseptöre bağlanıyor. Sonra zar içeri kıvrılıyor. Ardından vezikül kopuyor. Enerji gereksinimi özellikle mekanik ve moleküler aşamalarda ortaya çıkıyor.”

diyor.

Yanındaki Derya ise hücrenin neden böyle bir işlem yaptığını sorguluyor:

“Tamam ama hücre bunu neden seçiyor? Hangi molekülü içeri almak istiyor? İçeri aldıktan sonra nereye gönderecek? Bu süreç hücrenin ihtiyaçlarıyla nasıl bağlantılı?”

diyor.

İkisinin yaklaşımı farklı ama ikisi de aynı sonuca katkı sağlıyor.

Bu örnekte mesele erkeklerin stratejik, kadınların empatik olması değil; farklı düşünme biçimlerinin aynı biyolojik problemi farklı açılardan inceleyebilmesi. Gerçek laboratuvarlarda da insanlar cinsiyet kalıplarından çok eğitimleri, deneyimleri, araştırma alanları ve kişisel çalışma tarzlarıyla birbirlerinden ayrılır.

Bir hücrenin kendisi bile zaten böyle çeşitlilik üzerine kurulu.

Endositozun Üç Popüler Yolu

Endositoz deyince tek bir mekanizma düşünmek doğru olmaz. En temel sınıflandırmada fagositoz, pinositoz ve reseptör aracılı endositozdan söz edilir. OpenStax+1

Fagositoz, büyük parçacıkların hücre tarafından çevrelenerek içeri alınmasıdır. Bağışıklık sistemindeki bazı hücrelerin yabancı parçacıkları veya mikroorganizmaları yutması bunun çarpıcı örneklerinden biridir.

Burada hücreyi adeta “Ben bunu komple alıyorum.” diyen bir karakter gibi düşünebilirsiniz.

Pinositoz ise hücrenin çevresindeki sıvıyı ve sıvı içerisinde bulunan maddeleri küçük veziküller aracılığıyla almasıdır. Bir anlamda hücrenin “Bir yudum da bundan alayım.” davranışıdır.

Reseptör aracılı endositoz ise daha seçicidir. Hücre, belirli maddeleri tanıyan reseptörler üzerinden hedefleme yapabilir.

Bu üçünün ortak noktası ise zarın fiziksel olarak içeri doğru hareket etmesi ve hücre içine vezikül oluşmasıdır.

Dolayısıyla “Madde hücreye girdi, enerji harcandı.” demek yerine, hücre zarının yeniden düzenlenmesi için enerji gerektiren bir biyolojik taşıma süreci gerçekleşti demek daha doğrudur.

ATP Burada Ne İşe Yarıyor?
 
Üst